İlgili Kanun/md:
506 s.SSK/120
T.C.
YARGITAY
10. Hukuk Dairesi
Esas No: 2004/3021
Karar No0: 2004/5983
Tarihi: 28.06.2004
l YAŞ DÜZELTME KARARLARININ UYGULANMASI
l SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNUN YORUM İLKELERİ
ÖZÜ: İş ve Sosyal Güvenlik Kanunları’nın (vaz’ındaki) çıkartılmasında ki asıl etkenlerden biri de çalışma hayatının düzenlenmesi yanında, işverenler karşısında güçsüz ve zayıf durumda bulunan, çalışanların haklarının güvence altına alınması amacına yöneliktir. Öyle ise, bu sosyal amaçlara ulaşılmasında yasaların genişletici yorumla ele alınması, bu çevrede, çalışanlar aleyhine hareket edilerek, yokedici ve yıkıcı değil fakat yapıcı yaklaşımlar içinde olunması, sosyal güvenlik hukukunun evrensel ilkelerindendir.
Şu hale göre kesinleşmiş mahkeme hükmü ile düzeltilmiş nüfus kütüğündeki doğum tarihi asıl ve ilk kayıt olarak kabul edilmesi ve 506 sayılı Kanun uygulamalarında dikkate alınması yasal bir zorunluluktur. Belirtelim ki 506 sayılı Yasa’nın 120. maddesinde, mahkemelerden verilen yaş tashihi kararlarının uygulanmayacağına (veya bu kararın 18 yaşın doldurulmasından evvel veya işe girişten önce alınmış olmak şartıyla esas alınacağı, aksi takdirde yapılan yaş düzeltmelerinin nazara alınmayacağına) ilişkin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 105/2. maddesine koşut herhangi bir hüküm yoktur. Kurumun aksine işlemleri hukuki dayanaktan yoksundur.
DAVA: Davacı, 01.01.2003 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, kesinleşmiş mahkeme ilâmı gereği talep tarihini takip eden aybaşı itibarîyle davacının yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, yaşlılık aylığı bağlanmasında; sigortalının ilk defa çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihinin mi? Yoksa çalışmanın başlamasından sonra mahkeme kararı ile düzeltilen tarihin mi? Esas alınacağı ve bu bağlamda düzeltilen doğum tarihinin ilk defa çalışmaya başlandığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı olan doğum tarihi yerine ikâme edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasamızın 2. maddesi “Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti” olduğunu işaret etmekte, 60. maddesinde ise “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle “hiç kimsenin sosyal güvenlik hakkından mahrum edilemeyeceği vurgulanmaktadır. Öte yandan, 506 sayılı Yasa’nın 6. maddesi de “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez” olduğunu hükme bağlamaktadır. İşte bütün bu yasal düzenlemelerle, “sosyal güvenlik” konusunun kamusal niteliği ön plana çıkartılmakla birlikte, özünde huzurlu bir toplum oluşturulması, milli dayanışmanın sağlanması, eşitlik ve adalet ilkeleri çerçevesinde insan haklarına saygılı ve bireylerin yaşam koşullarının iyileştirilerek insanca yaşam olanaklarının hazırlanması görevi cümlesinden olarak, toplumun olabildiğince kapsamlı biçimde sosyal güvenceye kavuşturulması, diğer bir anlatımla geniş halk kitlelerinin Devlet’in koruması (sosyal güvenlik şemsiyesi) altında toplanmasının amaçlandığını söylemek yerinde olur.
Diğer taraftan İş ve Sosyal Güvenlik Kanunları’nın (vaz’ındaki) çıkartılmasında ki asıl etkenlerden biri de çalışma hayatının düzenlenmesi yanında, işverenler karşısında güçsüz ve zayıf durumda bulunan, çalışanların haklarının güvence altına alınması amacına yöneliktir. Öyle ise, bu sosyal amaçlara ulaşılmasında yasaların genişletici yorumla ele alınması, bu çerçevede, çalışanlar aleyhine hareket edilerek, yokedici ve yıkıcı değil fakat yapıcı yaklaşımlar içinde olunması, sosyal güvenlik hukukunun evrensel ilkelerindendir.
Konuya bu açıdan bakan Dairemizin ilk günden beri sapma göstermeksizin uygulaya geldiği yerleşik inançlarına göre, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 120. maddesinde Mahkemelerden verilen yaş tashihi kararlarının uygulanmayacağına ilişkin herhangi bir açıklık bulunmadığı da gözönünde tutularak maddede sözü edilen “…ilk defa çalışmaya başlandığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihleri… esas tutulur” hükmüyle, bir kimsenin birden çok (değişik) tarihlerde nüfusa kayıt edilmiş olması veya nüfus kütüğü ile nüfus cüzdanı arasında uyuşmazlık olması gibi hâllerde, uygulamada birlik sağlanmasına yönelik olarak “ilk kayıt’in esas alınması” gereğine işaret edilmek istendiği kabul edilmektedir.
Kesinleşmiş Mahkeme hükmü ile düzeltilmiş doğum kaydının yaş tashihine konu edilen ilk kayıtta yer alan doğum tarihindeki yanlışlığı tümüyle keenlemyekûn hâle getirdiği, diğer bir anlatımla (ilk kayıttaki yanlışlığı başlangıçtan itibaren silmek suretiyle) ortadan kaldırdığı ve yargı kararıyla düzeltilmiş şekliyle oluşturulan bu yeni kayıt’ın ise silinen “ilk kayıt’ın yerine (geçtiği) ikâme edildiği, yadsınamaz. Bu durumda yaş düzeltme kararıyla idarece düzenlenen ilk kayıt iptal edilmekle orta yerde, uygulamaya elverişli olarak, bir tek mahkemece düzeltilmiş kayıt kalmış olacağından artık farklı iki nüfus kaydının varlığından da söz edilemez. Aksine bir yaklaşımla, ilgili yasa maddesinde yer almadığı halde, mahkemelerce düzeltilen doğum tarihlerine değer atfedilemeyeceği, yaş tashihi kararlarının uygulamada nazara alınmayacağı gibi, yasa koyucunun öngörmediği bir anlam, madde metnine yorum yoluyla (dahil edilerek) yüklenemez.
Esasen, Anayasa’nın 138/son maddesine göre de, kesinleşen yargı kararlarının gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı, bu cümleden olarak, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunluluğu vardır.
Bütün bu olgular yanında, 30.10.1987 tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 83. maddesi ve daha sonra bu yönetmeliği yürürlükten kaldıran 16.01.2004 tarihli yönetmeliğin 85. maddesinde de aynen tekrarlandığı şekliyle, yapılan düzenlemelerde, yukardan beri açıklaya geldiğimiz konuyla ilgili görüşlerimizin doğrulandığı görülmektedir.
Nitekim bahsi geçen yönetmeliğin anılan maddelerinde “… Birden fazla nüfus kaydı bulunanların bu kayıtlar arasında fark varsa, tarihi eski olan kayıt, sonraki kayıt idare veya kaza mercilerinden verilmiş bir kararla yapılmış veya düzeltilmiş ise, kararlar kesinleşmiş olmaları şartıyla nüfus kayıtlarına geçirilmemiş olsa bile, yukarda belirtilenler için bu kayıt esas olur” denilerek, hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak, “yaş tashihi kararlarının sosyal sigorta işlemlerinde esas alınacağını” ‘âmir’ bulunmaktadır.
Şu hale göre kesinleşmiş mahkeme hükmü ile düzeltilmiş nüfus kütüğündeki doğum tarihi asıl ve ilk kayıt olarak kabul edilmesi ve 506 sayılı Kanun uygulamalarında dikkate alınması yasal bir zorunluluktur. Belirtelim ki 506 sayılı Yasa’nın 120. maddesinde, mahkemelerden verilen yaş tashihi kararlarının uygulanmayacağına (veya bu kararın 18 yaşın doldurulmasından evvel veya işe girişten önce alınmış olmak şartıyla esas alınacağı, aksi takdirde yapılan yaş düzeltmelerinin nazara alınmayacağına) ilişkin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 105/2. maddesine koşut herhangi bir hüküm yoktur. Kurumun aksine işlemleri hukuki dayanaktan yoksundur.
Öte yandan somut olayda, çekişmeye konu edilen yaş tashihi davası ile son zamanlardaki Yasa değişiklikleri özellikle de 4447 sayılı Yasa ile getirilen ve aylık bağlama vs.de yaş sınırını yükselten böylece sigortalılar aleyhine ağırlaştırıcı hükümler içeren düzenlemelerden kurtulma amacının güdüldüğü; bu suretle kötü niyet gösterilerek Kanuna karşı hile yoluna başvurulduğu, veya bu yaş tashihi davasının anılan manada muvazaa içerdiği de iddia ve ispat edilmiş değildir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz-kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Üye M. Zafer Erdoğan'ın muhalefetine karşı Başkan Coşkun Erbaş Üyeler Sami Koçak, Neslihan Sever ve Ali G. Öcen’n oylarıyla ve oyçokluğuyla 28.06.2004 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 120. maddesinin 2.fıkrası olup, uyuşmazlık; ilk kez sigortalı bir işe girdikten sonra mahkemece düzeltilen doğum tarihinin Sosyal Sigortalar Kurumunca yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınıp alınamayacağı noktasındadır.
Her ne kadar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 138/4 maddesi “yasama ve yürütme organları ile idare,” mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” hükmü gereğince mahkeme kararlarına uyulması anayasal bir zorunluluk ise de; davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 120/2 maddesi, sonradan yapılacak yaş düzeltmeleriyle Kurumdan haksız yardım sağlamaya yönelik girişimleri önlemek amacıyla özel bir düzenleme getirmiş ve belli sigorta kollarında hangi doğum tarihinin esas alınacağını açıkça belirtmiştir. Gerçekten anılan maddede çok açık olarak “yaşlılık, ölüm ve maluliyet sigortalarına ilişkin yaş ile ilgili hükümlerin uygulanmasında; sigortalının ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihte nüfus kütüğünde kayıtlı bulunan doğum tarihinin esas alınacağı” hükme bağlanmıştır. Hiçbir yoruma yer vermeyecek şekilde yapılan bu düzenleme karşısında sigortaya ilk tescil tarihinden sonra yapılan yaş düzeltilmesinin yaşlılık aylığı bağlanmasında nazara alınamayacağı açıktır. Nitekim, bu husus 147 9 sayılı Bağ-Kur Yasası’nın 66. maddesinde de hükme bağlanmış olup, Emekli Sandığı Yasası’nda da anılan maddeye paralel hüküm yer almaktadır. Elbette ki, kesinleşmiş bir yargı kararının bu özel düzenleme dışındaki uygulamalarda geçerliliğini koruyacağı tartışmasızdır.
Somut olayda, davacı Sosyal Sigortalar Kurumuna 08.08.1977 tarihinde tescil edilmiş olup, doğum tarihi kayden 01.01.1961 iken, Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.07.1978 tarihli kararıyla 01.01.1959 olarak düzeltilmiştir. Yukarıda sıralanan esaslar dikkate alındığında Kurumun ilk tescil tarihinden sonra gerçekleşen yaş düzeltme kararını dikkate almaması isabetlidir. Esasen HGK 09.10.2002 tarih ve 2002/761-777 sayılı ve Dairemizin 30.12.2003 tarih ve 2003/8167-10095 sayılı, keza aynı tarih ve 2003/7 964-1044 sayılı kararları da bu yöndedir. Bu sebeple yaşlılık aylığı tahsisi yönünden sigortalının ilk defa çalışmaya başladığı tarihten sonraki yaş tashihine değer verilmemesi gerektiği yönündeki kararın onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.