| YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ |
||||||
| Esas No. Karar No. Tarihi: |
2009/5150 2009/16257 27.10.2009 |
İlgili Kanun / Madde 506 S.SSK/35 5510 S.SGK/63 |
||||
|
||||||
| ÖZETİ: | 5510 sayılı Yasa hükümleri ile, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasada aksine hüküm bulunmaması; tıbben, davacının hasta olan çocuğunun tedavisinde öngörülen tedavi kapsamında tüp bebek uygulamasının zorunlu bulunması ve insan sağlığının kutsallığı dikkate alındığında, mahkemenin, bu yolda yapılan harcamanın Kurumca karşılanması yolundaki hükmü yerinde görüldüğünden; davalı Kurum vekilinin, 18.360,00 TL alacağın tahsiline ilişkin hükme yönelik temyiz itirazının REDDİNE; | |||||
Davacı, hak sahibi oğlunun tedavisi için yapılan tüp bebek uygulamaları nedeniyle yaptığı 16.000,00 TL’nin davalı Kurum’dan tahsiline; ayrıca, oğlunun tedavisi için daha sonra yapılacak tüp bebek tedavisi giderlerinin de karşılanması gerektiğinin tespitine, birleşen dava ile de, çocuğu için yapılan 5.904,00 TL tedavi giderinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Aydın Eser tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davacı, 1998 doğumlu oğlu Kaya’nın, MDS (Mylodisplastik Sendrom) hastalığının lösemiye dönüşmemesi için, uygun kök hücre vericisi kardeş doğmasına yönelik olarak yapılan tüp bebek uygulama masraflarının davalı Kurum tarafından karşılanması gerektiğinin tespiti ile; bu nedenle, dava tarihine kadar yapılan tüp bebek uygulamaları nedeniyle yaptığı 21.904,00 TL giderin davalı Kurum’dan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davacının (sigortalı) oğlu Kaya, MDS (Mylodisplastik Sendrom) hastası olup, ilaç tedavisi ve kan transfüzyonu uygulandığı halde, tedavisinin yapılamadığı; Hacettepe Üniversite Hastanesinin 28.07.2004 tarihli raporunda belirtildiği üzere, hastalığının lösemiye dönüşmemesi için en kısa sürede, kesin tedavi yöntemi olan kök hücre naklinin yapılması gerektiği, yapılan taramada uygun döner bulunamadığı, bunun için, tüp bebek yöntemi ile, pre-implantasyon genetik tanı yapılarak, HLA doku tipinin uygun olacağı kardeş doğmasının planlandığı ve buna yönelik denemelerin yapıldığı anlaşılmaktadır.
506 sayılı Yasanın 33 ve 35. maddelerinde; sağlık yardımlarının, hastalık halinde, sigortalının geçindirmekle yükümlü bulunduğu hastanın, hekime muayene ettirilmesi, teşhis için gereken klinik ve laboratuar muayenelerinin yaptırılması ve tedavisinin sağlanması, teşhis ve tedavi için gerekirse sağlık müessesesine yatırılması, tedavi süresince gerekli ilaç ve iyileştirme vasıtalarının sağlanması hallerini kapsadığı belirtilmiştir. Yine; 5510 sayılı Yasanın Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresini düzenleyen 63. maddesinin, “b” bendinde, kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak, hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre nakline ve hücre tedavilerine yönelik sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî bakım ve tedavilerin, genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri içinde olduğu; anılan Yasanın 69. maddesinin “d” bendinde de, “Sağlık raporu ile belgelendirilmek şartıyla; Kurumca belirlenen kronik hastalıklar ve hayati önemi haiz 68. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sağlık hizmetleri ile organ, doku ve kök hücre nakli” yapılması durumunda katılım payı alınmayacağı belirtilmiştir.
5510 sayılı Yasa hükümleri ile, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasada aksine hüküm bulunmaması; tıbben, davacının hasta olan çocuğunun tedavisinde öngörülen tedavi kapsamında tüp bebek uygulamasının zorunlu bulunması ve insan sağlığının kutsallığı dikkate alındığında, mahkemenin, bu yolda yapılan harcamanın Kurumca karşılanması yolundaki hükmü yerinde görüldüğünden; davalı Kurum vekilinin, 18.360,00 TL alacağın tahsiline ilişkin hükme yönelik temyiz itirazının REDDİNE;
2- Dava açmanın maddi hukuk ve usul hukuku bakımından sonuçları, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 185, 187 ve 202. maddelerinde düzenlenmiştir. Usul hukuku bakımından bazı sonuçları kanunda açıkça yazılmış olmasına karşın, bazıları açıkça yazılı değildir. Yasada açıkça yazılı olmamakla birlikte, dava açılmasının usul hukuku bakımından doğurduğu sonuçlardan biri de, “her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmasıdır.” Hüküm, uyuşmazlığın başladığı tarihten davanın açıldığı tarihe kadar gerçekleşmiş olayları kapsar. Özel bir nedeni olmadıkça davadan sonraki olayları ve hakları kapsamaz, aksi halde Usulün 389. maddesinde öngörülen ilkelere aykırı olur. Yerleşik Yargıtay içtihatları da bu yöndedir.
Somut olayda; Mahkemenin, davacının hasta çocuğu için, davanın açılmasından sonra yapılacak harcamalar yönünden de hüküm kurması, belirtilen nedenlerle, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden karar bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın hüküm fıkrasının birinci bendinde yer alan, “Ahmet Kaya’nın oğlu Kaya Kaya’nın MDS olan hastalığının Lösemiye dönüşmemesi için en son çare olarak Tüp bebek yolu ile HLA doku tiplemesi yapılması tedavinin zorunlu bir parçası olması nedeni ile, davacının Tüp Bebek yöntemi denemesi için masrafların Kurumca karşılanması gerektiğinin tespitine. Kurumun aksine 28.09.2004 tarih ve 78234 sayılı işleminin iptaline,” sözcüklerinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına ve kararın bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.